Bir okurumun tavsiyesi üzerine işte sizlere hayatın içinden alınmış, bilinmeyen yaşanmış bir hikayeyi kaleme alıyorum. Hikayede ki kahramanların deşifre olmaları adına isimlerini değiştiriyorum. Bu hikayenin kaleme alınışına vesile olan sevgili okuruma burada teşşekkür ediyorum. Bu hikayede ki baş rol kahramanlarını bizzat yakından tanımaktayım.
Siz hiç çocukluğunuzda aşık oldunuz mu? Ya da daha masumca; sevdiniz mi? Bu hikaye bir çocukluk aşkını anlatır.
Takvimler 1982 yılının Nisan ayını gösteriyordu. Mert ilk okul dörtte okuyordu. Sınıfında aynı mahallede oturdukları ve evlerinde ki arka odanın camından baktığında evlerini gördüğü ipek saçlı, bebek yüzlü, üzüm gözlü, güleç yüzlü Sedef isminde bir kız arkadaşı vardı. Mert'le Sedef çok iyi anlaşıyorlardı. Ne de olsa aynı mahallenin çocukları idi, okul yolunda sürekli karşılaşıyorlar, sohbet ede ede okula geliyorlardı. Her ikiside zeki ve çalışkan öğrencilerdi ve yaşları artık halk tabiri ile ergenliğe erme yaşına gelmişi. Bu güzel arkadaşlıkları zamanla masum, saf ve cocukca bir sevgiye dönüştü zamanla. Ama ne Mert'in ne de Sedef'in bunu anlatmaya ne cesareti ne de becerisi vardı. Mert her sabah Sedef'in evden çıkışını kolluyor; okul yolunda ona eşlik ediyordu, Sedef tenefüslerde arkadaşları yerine Mert'le birlikte oturup sohbet ediyordu. Birgün Mert erkek arkadaşları ile oturup sohbet ederken, konu sevmekten açılmış. Bütün arkadaşları sınıfta bir kız arkadaşının ismini vererek sevdiğini söylemişti. Mert'te bu sohbette Sedef'i sevdiğini arkadaşlarına itiraf etti. Arkadaşları arasında Mert'in zaman zaman anlaşmazlığa düştüğü Öner'de vardı. Bir gün bir vesile ile yine Mert'in Öner'le arası açılmış ve konuşmuyorlardı. Mert tenefüse çıkmış her zaman ki gibi Sedef yanında kantine yakın bir bankta oturuyorlar sohbet ediyorlardı. Öner yanlarına geldi ve Sedef'e alaycı bir tavırla: -Mert seni sevyior... Mert seni seviyor ... diye söylemeye başladı. Mert utancından kıpkırmızı olmuş, Sedef'in ne teki vereceğini kestirmeye çalışıyordu. Sedef gayet sakin ve yumuşak bir uslupla. -Sana ne Öner. Seni ilgilendirmez. Belki bende onu seviyorum. dedi ve Mert'e dönerek gülümsedi. Öner ağzının payını alarak yanlarından uzaklaştı. Böylelikle Sedef'le Mert'in masum ama bir o kadar temiz çocuksu aşkları orada kök salmış oldu karşılıklı. Artık hafta sonlar bile Sedef'le Mert bir şekilde buluşuyor; birlikte ders çalışıyor, kütüphaneye gidiyorlar ve birbirlerinden hiç ayrılmıyorlardı. Mert çocuksu duyguları ile Sedef'e şiirler yazıyor ve kenarlarına o zamanın lüks kalemi olan kırmızı kurşun kalemle kalpler yapıp veriyordu. Bu masum sevgi böyle büyüdü gitti. Bir yıl geldi geçti. Sedef ve Mert artık beşnici sınıfı bitireceklerdi ve hangi orta okula gideceklerinin hayallerini kuruyorlardı. Bir gün bu sohbetlerinden birinde Sedef'in başına müthiş bir ağrı saplandı. Sedef dayanamıyor, hatta ağrının etkisinden ağlayacak gibi oluyordu. Bu kısa süreli bir nöbet gibi geldi geçti. İlerleyen günlerde zaman zaman bu nöbetler Sedef'e gelmeye başladı.
Bir pazartesi günü yeni bir hafta başlamış herkes heycanla sınıflarda ki yerlerini almışlardı. Ama bu pazartesi Mert için tatsız bir pazartesi idi. Çünkü Sedef sabah evden çıkmamış; okula gelmemişti. Şimdi Sedef'in sırası boş duruyordu ve Mert neden diye düşünüp duruyordu. Belki üşütmüş hasta olmuştur düşündü Mert. Ama günler gelip gecmeye başlamış, haftalar bitmişti ve Sedef'ten bir haber yoktu. Evlerinin camları ve perdeleri sürekli kapalı idi. Mert buna bir anlam veremiyordu ve nihayet bir cuma günü öğretmen bir açıklama yaptı. -Çocuklar hepiniz farkındasınızdır ki Sedef arkadaşınız uzun zamandır okula gelemiyor. Bunun nedeni arkadaşınızın küçük bir rahatsızlık gecirmesi ve bu rahatsızlığından dolayı ameliyat olmasındandır. Açıklamasından sonra öğretmen Mert'e dönerek: -Yağrum Sedef'lerin evini sen iyi biliyorsun, aynı mahalledesiniz. Yarın bir kaç arkadaşınız O'nu ziyarete gidelim sen bize eşlik eder misin dedi. -Tabi öğretmenim. Dedi Mert. Cumartesi günü beş - altı arkadaş ve öğretmen okulda buluştular. Mert onları alarak doğru Sedef'in yolunu tuttu. Mert'in içinde buruk bir heyacan vardı. Eve geldiklerinde onları kapıda Sedef'in annesi karşıladı.
-Hoş geldiniz, öğretmen hanım, hoş geldiniz çocuklar. Diyerek eve buyur etti. Salona aldı misafirleri ve öğretmene dönerek: -Hocam size Sedef'i görmeden önce kısa bir açıklama yapmalıyım. Sedef'in rahatsızlığı beyninde ki bir urdan kaynaklanıyordu. Biz Ankara'ya giderek bu urun alınması için Sedef'i ameliyat ettirdik ama, ameliyat sırasında mecburen sinirlere dokunuldu ve buda Sedef'imin kısmı felç gecirmesine ve zeka yaşının dörte düşmesine neden oldu. Dedi ve ağlamaya başladı. Sözlerine: -Hocam şimdi Sedef kimseyi tanımıyor ve en önemlisi konuşamıyor. Bizlere bile her hangi bir tepki vermiyor. Öyle boş baş camdan dışarı bakıyor ve sadece yemek zamanlarında ağzına kaşıkla birşeyler koymaya çalıştığım zaman yüzünde biraz bir farklılıklar oluyor. Bunu bilerek Sedef'i görmelisiniz. Diye devam etti. Bunu duyduğunda Mert'in içinde minik bir fırtına koptu.Öğretmeni ve çocuklar Sedef'in yanına odaya girdiler. Mert yerinden bile kalkamadı. Sedef'i o bıraktığı gibi hatırlamak istiyordu ve o halini görmek istemiyordu. Öğretmen ve çocuklar Sedef'in yanına girdiklerinde Sedef'te her hangi bir tepki olmamış. Boş boş pencereden dışarı bakıyormuş. Bir zaman sonra öğretmen Mert'e seslendi. - Meeeert gelsene yağrum. Sen niye orda kaldın. Gel bak Sedef arkadaşına geçmiş olsun de. Mert öğretmenine karşı gelemiyeceği için yerinden kalktı ve ağır adımlarla odaya doğru yöneldi. Kapıya kadar geldi ki herkes bir anda şok oldu. Pencereden dışarı bakan Sedef, bir anda başını kapıya doğru çevirdi ve direk Mert'e doğru bakmaya başladı. Mert'te Sedef'e bakıyordu. Sonra Sedef'in gözlerinden yaşlar gelmeye başladı ve elini kaldırmak istercesine göbeğinin üzerinden yatağa düşürdü ve kapıya doğru uzatmaya çalıştı. Sedef'in annesi bu durum karşısında kendisini tutamayarak -Aman Allah'ım Sedef kızım ne oldu diye ağllamaya başladı. Mert Sedef'e Sedef Mert'e doğru bakıyordu. Sedef'in o ipeksi saçları sıfır numara kesilmiş, üzüm gözlerinin birinde hafif bir kayma olmuş ama yüzündeki masumluk ve bebeklik hiç değişmemişti. Mert' kendini tutamadı Sedef'in yanına geldi. Yatağın kenarında diz çöktü ve elini tuttu. -Ben geldim. Dedi. Odadakilerin hepsi şaşkınlık ve merak içindeydiler. Annesi Sedef'in akan göz yaşlarını silerken; Sedef'in gözlerinin içinde gülümseme belirmeye başladı. İşte bu güne kadar o kadar acısına rağmen bir damla göz yaşı bile dökmeyen Sedef tek sevgiye akıttı iki damla yaşını. Bu hikaye burda bitmedi tabiiki. Sedef bu olaydan sonra bir yıl daha yaşadı böyle ve sonra vefat etti. Mert'in çocuksu dünyası Sedef'in toprak olan bedeni ile birlikte gömüldü kara topraklara ve Mert uzun yıllar Sedef'i unutamadı. Bu nedenlede yılarca kimseyi sevmedi, sevemedi.
|